“Dışarıda üret, dışarıda tasarla, Türkiye’de sat devri bitti”
Kuruluşunun 50. yılını kutlayan NETAŞ’ın ikinci 50 yıl hedeflerini NETAŞ CEO’su C. Müjdat Altay, ICD MEDIA’ya açıkladı. Türkiye’ye yatırım yapan yabancı şirketlerin Türkiye’ye katkı yapmaları ve yerli tasarımı desteklemeleri gerektiğini vurgulayan Altay, “Birinci 50 yılımızı tamamladık, şimdi ZTE deneyimleri ile ikinci 50 yıla giriyoruz ve biz yine çok güzel bir örnek olacağız. Ar-Ge yapan, global ortağını Ar-Ge’ye çeken, Türkiye’ye yerlilik yapmaya ikna eden, Türkiye’de onlarla birlikte yerli yol alan bir firma olacağız” dedi.
ICT MEDIA: NETAŞ olarak bilgi ve iletişim teknolojileri sektöründe 50. yılınızı kutluyorsunuz. Köklü bir geleneğe sahip olan NETAŞ’ın dünden bugüne Türkiye adına ortaya koyduğu katma değeri ve bu başarı hikâyesinin parametrelerini anlatır mısınız?
ALTAY: Şimdi ben şöyle başlamak istiyorum söze, 50. yıl dediniz. Aslında çok ilginç bir tablodur bu, 50. yılda ZTE’nin NETAŞ’a ortak olarak gelmesi. Önce 50 yıl geriye dönmek istiyorum. 1967 yılı Türkiye’de abone sayısı 100 bin. Ülkede sadece 100 bin evde telefon var. Böyle bir dönemde Türkiye bir hamle yapmaya karar veriyor ve diyor ki, ben telekomünikasyonu yayacağım ve bir ihale açıyor. O ihaleyi de o zamanın lider şirketlerinden biri olan Nortel Elektrik alıyor. Bizim hikâyemiz öyle başlıyor, hızlı bir şekilde önce 1 milyon aboneye çıkıyor, arkadan da büyüye büyüye bugünlere kadar geliyor. Ama bu oluşumda tabii ki ilk başta biz PTT ile ortak başladık. PTT ve Nortel Elektrik ortaklığı aslında Türkiye’nin telekomünikasyon hamlesinin başlangıcı. Bu hamlenin başlangıcı olduğu gibi, hemen arkasından bir özel Ar-Ge kuruluyor. Bu özel Ar-Ge ile yeni ürünler geliyor ve Türkiye’de yerlileşmenin de başlangıcı oluyor. “Space Net” dediğimiz PBX’lerin tasarlanması, üretilmesi ve Türkiye’de bir PBX yapılabildiğinin ortaya çıkması, bunların kırsal santrala çevrilip Türkiye’de bir kırsal telekomünikasyon hamlesinin yapılması ve böylece Türkiye’de her köye, her kasabaya telefon hizmetinin gitmesi, bunların da yerli tasarlanması, yerli üretilmesi. Daha sonra Nortel’in getirdiği santrallerin de burada yerli üretilmesi, üretim bantlarının büyümesi bambaşka bir doku getiriyor Türkiye’ye. NETAŞ’ın Türkiye’deki bilgi iletişim teknolojilerinde bence çok önemli, hatta tarihsel bir yeri var.
Benim için burada bir mutluluk daha var. Ben 1981 yılında NETAŞ’a girdim, 37. yılındayım. NETAŞ’ın tarihinin %75’inde varım. Ben NETAŞ’a girdiğimde bizim Ar-Ge’mizdeki mühendis sayısı 10’larla ifade ediliyordu. Burada bir Ar-Ge hamlesini, yerleşmeyi başlattık ve aslında Türk mühendislerin gücünü ispatlayan firma olduk. O nedenle ben de o 50 yılı gururla anıyorum ve çok da keyif alıyorum bugünleri anmaktan.
2003-2004’lü yıllarda genel müdür oldum. Genel müdür olduktan sonra da bu akımı devam ettirmeye çalıştım. Bu sefer Türkiye’ye ilk defa mükemmeliyet merkezi getirdi NETAŞ. 2007 yılında mükemmeliyet merkezi getirdik ve o mükemmeliyet merkezi ile biz aslında dünyanın ilk 10 VOIP firmasından biri olduk, yani dünyada bir liderlik yakaladık. Aynı dönemde bir Digital Signal Processing (DSP) laboratuvarı kurarak Türkiye’de bu teknolojide bölgesel bir lider olduk. O sayede de 4.5G’nin tasarımını başlatan firma olduk. O da çok güzel ve özgün bir hikâyedir. Bugün eğer biz yerli bir ULAK Projesinden bahsediyorsak, bunun mimarı Başbakanımız Binali Yıldırım’dır.
Onun da hikâyesi şöyledir; 2008-2009 yılları, 3G ihalesi olduğu gün Nortel’in maalesef iflastan korunmak istediği yıl. Yapayalnız kaldık NETAŞ olarak. Dedim ki, NETAŞ’ı kurtaracak tek şey, Ar-Ge’ye daha fazla yatırım yapmaktır. Ar-Ge’cileri topladım, 3G’de bir şeyler yapmamız lazım. Bir tane arkadaşımız çıktı dedi ki; Müjdat Bey, 3G’yi zaten yapan yapmış, gelin 4G yapalım dedi. 2009 yılı, biz 2009 yılında 4G tasarımına başladık. Ondan sonra 2011-12 yılında 4G tasarımı bu noktaya geldi. Binali Bey’in çok uzgörülü bir insan olduğunu bildiğim için NETAŞ’a davet ettim. O zaman Ümraniye’deyiz. Ümraniye’de bizim bir spor salonumuz var. Spor salonuna bütün Ar-Ge mühendislerini, NETAŞ mühendislerini, NETAŞ elemanlarını aldım. Binali Bey geldi, biz 4G’mizi gösterdik. HD TV’yi, hem de 2-3 kanaldan, bir yerden bir yere atıyoruz. Siz bunu yapmışsınız, peki, bu ne teknolojisi Müjdat Bey dedi. OFDM Teknolojisi dedim. Binali Bey “Çok güzel bir teknoloji geliştirmişsiniz. Vatandaşa of deme teknolojisini geliştirmişsiniz” dedi. OFDM’yi hemen orada “of deme” olarak çevirdi. “Biz buna devlet olarak destek veririz” dedi. Birkaç hafta sonra İsmet Yılmaz Bey geldi. Ondan sonra bizim ULAK Projesi yolculuğumuz başladı ve 13 Eylül 2013’de, ASELSAN ki radyo kısmını yaptı, biliyorsunuz, Türk Telekom Ar-Ge’ye, onlar “son” kısmını yaptılar, self organizing network. Biz de baz istasyonunu yaptık, yani base unit’ini yaptık ve ondan sonra Binali Bey devamlı bunu kontrol etti, bizi destekledi ve hakikaten Türkiye’ye çok güzel bir teknoloji kazandırdı. Şimdi bu ilk 50 yılın özeti bir yerde.
ICT MEDIA: Yerli üretim sizin genlerinizde var herhalde?
ALTAY: NETAŞ’ta şu anda 2.100 kişi çalışıyor, hepimizin de geninde kişisel olarak yerlilik var. Biz bir şey yerli olmayınca huzursuz oluyoruz. Yani illa onu yerliye çevireceğiz. Hakikaten çok da güzel ifade ettiniz, genlerimizde var.
Türkiye’de Ar-Ge’de çok büyük hamleler yapıldı. Ben yerliliğin telekomda yine 90’lı yıllarda olduğu gibi, yine çok öne çıkması arzusundayım ve ZTE ile birlikte olan yeni serüvenimiz de ikinci 50 yılımız oluyor. Şimdi bu ikinci 50 yılda, ZTE ile birlikte Türkiye’ye, telekomünikasyon endüstrisine NETAŞ’ın yerliliğini getireceğiz. Bugün baktığımızda, maalesef telekom endüstrisi yerlilik üzerinde çok yol almış değil. Rakamlara bakın, biz aslında bu konuda ithalatçı durumdayız. 2003’ten itibaren yapılan hamleye dikkati çekmek istiyorum. O da Ar-Ge hamlesidir. Açıkçası o gün gayrı safi milli hasıladan Ar-Ge’ye ayrılan pay binde üçtü. Bugün %1’in üzerine çıktı. Şimdi ben diyorum ki, bugüne kadar yapılan bu çabaların, bu 13-14 senedir gösterilen çabaların artık bir şekilde enerjiye dönmesi lazım. Potansiyel enerji arttı da, bunun kinetik enerjiye dönmesi lazım. Karadeniz’in bir çalgısı vardır… Tulum. Şimdi tulum nasıl çalınır, önce şişirmek lazım tulumu. Şişmeden çalmaz. Şimdi ben diyorum ki bu 13-14 yılda tulum şişti. Artık bizim müziği duymamız lazım. Müziği de 4.5G’de ben duyurduğumuza inanıyorum. Devletimiz çok destekledi 4.5G’yi. Önce 4.5G yapmamız için bize destek verdi. Sonra bu destekle yetinmedi, 4.5G ihalesinde yerlilik şartı koydu. Şimdi top bizim elimizde. Bizim bunu bir şekilde bir noktaya getirmemiz lazım. İşte burada ben ZTE’nin çok önemli bir parametre olduğuna inanıyorum. Çünkü bir şeyi tasarlamak yetmiyor. Onu aslında üretime döndürmek gerekiyor, üretmek gerekiyor. Optimum üretmek gerekiyor, doğru komponentleri doğru fiyata almak gerekiyor, doğru hatlarda doğru şeyler yapmak gerekiyor. Çünkü tasarımla üretim arasındaki o yol çok önemli. Çünkü yarış çok büyük. Şimdi biz ZTE’den aldığımız güç ile ULAK Projesinde daha da hızlanacağımıza inanıyoruz, ama ben sadece bunu ULAK olarak görmüyorum. Ben önümüzdeki 50 yılda NETAŞ tabi ki öncü olacağına inanıyorum. Sadece 4.5G’de değil, diğer ünitelerde de; optik alanda olsun, geniş bant alanında olsun, NETAŞ’ın yerlilik alanında büyük hamleler yapacağına inanıyorum. Onun da yeterli olduğuna inanmıyorum. Bizim aslında ihracata ağırlık vermemiz lazım. Bakın biz daha bir ZTE elimizde olmadan, son 7 senede bir private equity tarafından desteklenen firmaydık. Yani ortağımız bir portföy yöneticisi idi. O dönemde bile biz ihracatımızda büyük bir noktaya geldik. Yani %24’ler gibi bir noktaya geldik yazılım ve donanım ihracatı birlikte.
ICT MEDIA: Yazılım ihracatı şampiyonu oldunuz.
ALTAY: Evet, 9 defa yazılım ihracatçıları araştırması yapıldı. 7’sinde biz birinci çıktık. Diğer 2’sinde de 2 tane değişik firma. Yani bu çok önemli bir şey. Cezayir’e yaptığımız teknoloji ihracatı var. Ben şimdi ZTE ile birlikte ihracatta da çok büyük bir hamle yapacağımıza inanıyorum. Böylece aslında önce tabi Türkiye’de hem 4.5G olsun, hem geniş bantta olsun yapacağımız atılımlarla, hem de bunu yurt dışına taşıyarak Türkiye’den yapacağımız teknoloji ihracatıyla bilgi iletişim teknolojilerindeki ihracat rakamlarında büyük gelişmeler yapacağımıza inanıyorum. Bu ne getirecek? Eğer biz bunu yaparsak, rekabet de bunu yapmak zorunda kalacak. O zaman sadece biz değil, artık Türkiye’ye gelen diğer global firmalar da glokal olmak zorunda kalacaklar. Ben 2 senedir, hatta 3 sene oldu, glokalin devamlı üzerine bastırıyorum. Yabancı sermaye diyoruz, küresel sermaye diyoruz… Ne dersek diyelim, Türkiye’ye geldikleri zaman Türkiye’den ihracat yapan, Türkiye’ye katkı yapan, Türkiye’de yerli üretimi, yerli tasarımı destekleyen, yani glokal firma olmaları gerektiğine inanıyorum. Dışarda üret, dışarda tasarla, burada sat devri bitti artık. Bunu herkes öğrenecek ve bunu da ben NETAŞ ile yapacağımıza inanıyorum.
ICT MEDIA: Şimdi ZTE ile bir evlilik yaptınız. Siz, ZTE bölgesel bir güç olmak için bu yatırımı yaptı demiştiniz. Bunun altında ZTE’nin bazı planlamalarının olduğundan söz etmiştiniz. Onları bizimle paylaşır mısınız? Mesela tamir-bakım servisleri kurulacak gibi NETAŞ’ın burada üstleneceği şeyler var.
ALTAY: ZTE’nin NETAŞ’a bakış açısı şu; diyorlar ki, biz 50 senedir Türkiye’de çalışan, bir kimliği olan firma aldık. Biz bu firmayı ZTE’leştirmek yerine, biz bu firmayı burada bir bölgesel güç haline getireceğiz diyor. Bu aslında altını 3 kere, 4 kere, 5 kere çizmemiz gereken en önemli şey. Tamir-bakım servisi de bunlardan biri. Yani biz burada bütün yörenin tamir-bakımını burada yapmak vizyonuyla yola çıkıyoruz. Dediğim gibi ZTE 4.5G projesine çok önem veriyor. Burada her türlü desteği bize vermeye söz verdi. Burada 4.5G ile büyük hamleler yapmayı planlıyoruz. Civardaki ülkelere Türkiye’den ihracat yapmayı, Türkiye’den oraya gitmeyi çok önemsiyor ve yine o gün toplantıda da söylemiştim burada bir “NETAŞ Akademi” kurmak istiyor. Bunlarla, biz ZTE ile birlikte çok yol alacağımıza inanıyoruz, yani bizim birinci 50 yılda Nortel ile yaptığımızı, ikinci 50 yılda da ZTE ile yapacağımız inanıyorum ve bunun da Türkiye’nin 2023 hamlesine çok katkı yaratacağına inanıyorum. 2023 yılı ile ilgili bir takım hedefler verildi. Bu hedeflere yaklaşırız, yaklaşamayız ama o hedeflerin orada olması sektöre güç verdi. Biz o hedeflere doğru yol alıyoruz ve ben her toplantımda arkadaşlarıma o hedefleri hatırlatıyorum. Biz Türkiye’den bir teknoloji devi çıkartacağız. NETAŞ da bu olacak, bizim de inancımız bu.
ICT MEDIA: Yeni yerli ürünler bekleyebilir miyiz bu evliliğin arkasından?
ALTAY: Kesinlikle, kesinlikle. Çünkü NETAŞ’ta bizim geliştirdiğimiz birçok ürün var, bunlardan bir tanesi mesela siber güvenlik. Siber güvenlikte biz sadece bir siber güvenlik ürünü geliştirmedik, aynı zamanda bir siber güvenlik laboratuvarı yaptık, siber güvenlik merkezi yaptık, birçok firmanın siber güvenliğini onlar bize emanet ettiler. Onlarla birlikte çalışıyoruz ki bu aslında çok önemli bir hamle. Siber güvenlik, her firmanın tek tek yapabileceği bir şey değil. Ne kadar çok firma bir araya gelir ve bir merkezde güçlerini birleştirirse, siber güvenlik o kadar o firmalar için sağlam oluyor. Bunu gerçekleştirdik. Onun yanı sıra bizde harika bir IoT platformu var. Biz nesnelerin internetine (Internet of Things – IoT) çok önem veriyoruz. Son 3-4 senedir burada çok büyük çalışmalar yapıyoruz ve akıllı şehirler projesinde çok iyi bir noktaya geldik. Akıllı şehirlerle ilgili bir platformumuz var. ZTE bu platformu yurt dışında satmamız için bize destek veriyor, bize müşteri buluyor. Biz bununla ilgili çalışmalar yapıyoruz. Ben geçen hafta Malezya’daydım, Johor bölgesindeydim. Johor Prensi ile bir toplantı yaptık. Orada akıllı stadyum olsun, akıllı eğitim olsun ve akıllı şehirler olsun oralarda çok büyük imkânlar var. O imkânlarla da oralara gitmeyi planlıyoruz. Biz akıllının olduğu her yerde varız. Yani NETAŞ’ın bir kere öyle bir birikimi var. Bunları şöyle bir sıralarsak, akılda neler var; biliyorsunuz biz akıllı stadyum yaptık. Hem Vodafone Arena’da bizim alt yapıda çalışmalarımız var, hem de Türkiye Futbol Federasyonu ile birlikte 45 stadı internet altyapısıyla akıllı stat haline çevirdik. Akıllı stat konseptini akıllı eğlence ve akıllı sporla birlikte düşünüyoruz. Bilet satış sistemi de var bunun arkasında. Yani etkinlik biletini satabilecek yazılımı da biz geliştirdik NETAŞ’ta. Akıllı havalimanı, 3. havalimanında ihaleyi biz kazandık. Şu anda çalışmalarımız sürüyor. Fatih Projesini de biliyorsunuz, 15 bin okul yapıldı bugüne kadar. Bunun 10 binini NETAŞ yaptı. Yani akıllı okul projemiz var. Yine bütün adalet saraylarında ve hükümlü evlerinde çalışan video konferans çözümlerimiz var. Şu anda Türkiye’nin %24’ünü kapsayan bir akıllı enerji platformumuz var. Bu da çok önemli. Akıllı enerjide de varız.
Akıllı sağlık işinde şu ana kadar 2 hastane yaptık. Akıllı hastane haline çevirdik bu PPP’lerde önümüzde yeni fırsatlar var, onlarla ilgili çalışmalarımız devam ediyor. Akıllı sağlıkta varız ve AYDES Projesinin yazılım alt tarafını yaptık. AFAD’ı biliyorsunuz. Bütün bunların üzerine de akıllı şehir platformunu yaptık. Ve bunu ZTE gördü, bayıldı yani yaptığımız işe. Çok sağlıklı bir akıllı şehir platformumuz var, yukarıdan kontrol eden. Şu anda 4.5G ile çalışıyoruz ama bir de bizim Endüstri 4.0 çalışmamız var. Orada yazılımlar yapıyoruz. Yani NETAŞ’ta her şey var.

ICT MEDIA: Şu akılı şehirler konusunu biraz daha açabilir misiniz? Türkiye buna mental ve altyapı olarak hazır mı?
ALTAY: Hazır, her şeyiyle hazır. Türkiye çok iyi noktada bugün. Tabi ki daha iyi olabilir yani biz hep daha iyi olmasını istiyoruz. Türkiye’de şöyle bir yapı var, Türk insanında, hep eleştiriyoruz kendimizi. Çünkü daha iyi olmasını istiyoruz. Bu da bence çok güzel bir şey. Eleştiriyoruz ki, daha iyi olsun. Eleştirmesek, rahat edeceğiz. O yüzden hani daha iyi olabilir tabii ki, ama bugün internet altyapısı kötü değil. Daha iyi olabilir, ama kötü değil. Biraz evvel konuştuğumuz gibi, 13 milyon civarında telli, 50-60 milyon civarında da telsiz geniş banda sahip Türkiye. O yüzden istediğiniz her şeyi yapabilirsiniz bu altyapıyla. Burada aslında akıllı şehir dediğimiz zaman, bunun yukarıdaki platformu çok önemli. Çünkü size akıl nereden geliyor? Bizim beynimiz olmadığı zaman bu vücut ne işe yarar? Orada yukarda bir beyin olması gerekiyor.
Sensörler var ama sen onları birleştirip yukarıda ne yapıyorsun? Biz işte o işin tabii ki sensör kısmında da çalışıyoruz, internet kısmında da çalışıyoruz, her şeyinde çalışıyoruz, ama bizim en yoğunluk verdiğimiz nokta yukarıdaki beyin kısmı. Çünkü Büyük Veri (Big Data) işte orada, artı zekayı (intelligence) ve bunun gibi şeyleri yukarda çok iyi harmanlayan bir sistem lazım. O NETAŞ’ta var. İşte akıllı şehir dediğim zaman, bizim en gelişmiş olduğumuz kısım o. Zaten 800 tane mühendisle bu kadar yol alabilen bir firmanın onu yapması gerekirdi, biz de onu yaptık. Akıllı şehirler konusunda biliyorsunuz İSBAK ile Barcelona’da bir anlaşma imzalamıştık. O çalışmalar devam ediyor. Yurt dışında, Avrupa’da 3 tane büyük fırsat var. Onları takip ediyoruz. Orta Doğu’da fırsatımız var. Onu takip ediyoruz. Bir de dediğim gibi Malezya’da birkaç fırsat yakaladık onları takip ediyoruz. Hem içerde, hem dışarda akıllı şehirler konusunda, biz platform üzerinden gidiyoruz. Platform olduğu zaman aldığınız bilgileri harmanlayıp akıl üreten bir yapı yaratıyorsunuz. Onunla da aslında şehirleri yönetmek kolaylaşıyor. Akıllı şehir deyince genelde insanlara daha rahat ulaşsın diye hep örnekler veriliyor. Örnekleri zaten yaratırsınız, ama yukarda o beynin olması, orada bir zekanın (intelligence), orada Büyük Verinin (Big Data), analitiğin olması, analiz yapısının olması, onlar bizde var zaten.
ICT MEDIA: Yeri gelmişken Fatih Projesine de bir değinsek? Proje
bir duraksamaya girdi. Bazı model değişiklikleri öngörüldü. Türkiye bu projeyi bütün parametreleriyle sağlıklı bir şekilde nasıl hayata geçirebilir?
ALTAY: Bence şu anda Türkiye çok doğru bir karar verdi. Milli Eğitim Bakanlığı’nın işi eğitim. Operatörlerin işi ise iletişim. İkisini bir şekilde harmanladı. Operatörlerle Milli Eğitim Bakanlığı’nın ortaklaşa bir çalışma platformu kuruldu. Kolay bir şey değil yani bu yapıyı sağlıklı bir hale getirmek, içinde hem bürokratlar, hem operatörler, hem de bizler çok canla başla çalışıyoruz. Sonuç olarak o yapı kurulacak, 10 yıl boyunca operatörler işletecekler, ama bütün kontrol de devletimizde olacak. Ben yapının güzel bir yapı olduğunu düşünüyorum, ama hiç de kolay bir şey değil tabii. Bu zoru da aşmak durumundayız. Duraksama dediğiniz şey de bir yapıdan başka bir yapıya geçerkenki zorluklardan kaynaklanıyor. Ama hakikaten herkes o kadar iyi niyetle çalışıyor ki, ben bir sonuç çıkacağına inanıyorum. Çok büyük bir proje, ben dünyada böyle bir proje daha bulamadım bu büyüklükte. Sonuç olarak 10 milyonun üzerinde tabletin dağıtıldığı, 50-60 binin üzerinde okulun akıllı okul haline döndüğü, içeriklerin oluşacağı, her öğrenciye erişileceği bir yapı Türkiye’nin de geleceğini açacaktır. Yani Türkiye geleceğe oynuyor.

ICT MEDIA: Hükümet, yerli üretime bütün sektörlerde teşvik ediyor, Doğu tarafında cazibe merkezleri programı uyguluyor, içerisinde yine ICT sektörünü de ilgilendiren konular var çağrı merkezler vs. pek çok yerliliği özendirme konusu var. NETAŞ’ın Ar-Ge konusunda çok iyi bir birikimi olduğunu da göz önünde bulundurduğumuzda Türkiye’nin Ar-Ge konusunda ne tür eksiklikleri var, neler yaparsa bu bilgi toplumuna dönüşüm konusunu başarılı bir noktaya ulaştırabilir, 2023 hedeflerine ulaşabilir?
ALTAY: Matematiksel olarak baktığınız zaman, şu da olsaydı diyecek bir noktada değiliz. Bakıyorsunuz işte 4.5G’de %30-35-40 yerlilik oranının bir hükme bağlanması, Ar-Ge’lere verilen TÜBİTAK destekleri, işte kanunlarımızda olan %15’lere kadar yerli ürünlere olan destekler… Yani bunların hepsi yapılmış. Tam hocanın söylediği un var, yağ var, şeker var, niye helva yok meselesine geldi. Şimdi Ar-Ge’de bilgi birikimi çok önemli.
Ar-Ge konusu çok kısa vadede ufak hamlelerle bir noktadan bir noktaya gidebilen bir konu değil. Birincisi bazı hatalar yapılınca acısı çok ağır oluyor. Şöyle söyleyeyim; ben 93’lü-94’lü yıllarda bir ara enflasyon %60-70 olduğu dönemlerde Ar-Ge teşvik paraları 3 senede ödenmeye başladı. Bu da pratik olarak Ar-Ge desteğini %1’lere, %1.5’lere düşürdü ve bu dönemde şu anda da Türkiye’de olan çok büyük devler Ar-Ge’lerini kapattılar. 94’lü, 95’li yıllara baktığınız zaman, bu firmaların kimler olduğunu da bulursunuz. Bir tek NETAŞ kapatmadı, biz direndik. Ar-Ge’mizi kapatmadan yolumuza devam ettik. Bugün de onun pozitif geri beslemelerini alıyoruz, meyvelerini topluyoruz. Birincisi firmalar ne olursa olsun, devlet politikaları ne olursa olsun, kendileri için Ar-Ge yaptıklarını unutmayacaklar. İkincisi, ben hep şu örneği veririm; ekonomisi bozulduğu zaman ilk önce okuldan çocuğunu alan baba gibi davranmaması lazım devletin. Ekonomi bozulsa bile, Ar-Ge destekleri devam etmeli. Ar-Ge destekleri bir fidana verilen su gibidir. Bir gün vermezseniz, 2-3 ay vermezseniz fidan kurur, o fidan yerine yeniden fidan dikmek zorunda kalırsınız. Şu anda baktığım zaman Ar-Ge destekleri var, devletimizin Ar-Ge’ye verdiği önem var, Ar-Ge’ye yapılan yatırımın yüzdesi bakanlarımız tarafından devamlı takip ediliyor. Yani un var, yağ var, şeker var. Şimdi iyi örneklere ihtiyaç var. Dedim ya birinci 50 yılımızı biz tamamladık, NETAŞ ve Nortel deneyimleri ile birlikte, şimdi de NETAŞ ve ZTE deneyimleri ile birlikte ikinci 50 yıla giriyoruz ve biz yine çok güzel bir örnek olacağız. Ar-Ge yapan, global ortağını Ar-Ge’ye çeken, Türkiye’ye yerlilik yapmaya ikna eden, Türkiye’de onlarla birlikte yerli yol alan bir firma olacağız. Bunun da bizim ciromuza, marjımıza, büyümemize katkısını göstereceğiz. Bu görüldüğü zaman, diğer firmalar da bizi takip edecektir.
ICT MEDIA: Evrensel Hizmet Fonu’nda yapılan ihalelerde bakanlık özellikle operatöre yükümlülükler getirdi belirli bir miktarda şebekede ULAK kullanılması konusunda. ULAK bu sene şebekede olacak mı, o projede ne durumdayız?
ALTAY: Şu anda operatörlerimizin üçü de ULAK’ın performansından memnun. Şu anda üretim aşamasındayız. Tabii ki üretimde bir takım sıkıntılar oluyor. İşte komponent bulmada sıkıntılar oluyor. Çok büyük montanlı bir üretimde değiliz. Baktığınız zaman küresel devlere, senede 1 milyona yakın baz istasyonu üretiyorlar. Biz küçük çaplı üretim yaptığımız için, onların komponentlerini temin ederken en alt sıralara düşüyoruz komponent üreticileri tarafından. O tür sıkıntılar aşıldığı takdirde ULAK sahada olacaktır. Yani ULAK tasarım olarak, performans olarak mükemmel bir durumda. Üretim aşamasında her zaman olan küçük problemlerimiz var. Onlar da büyük bir olasılıkla hızlı bir şekilde hallolacaktır, ULAK sahaya inecektir.
ICT MEDIA: Eklemek istediğiniz başka bir şey var mı?
ALTAY: Şunu söylemek istiyorum; benim için verilebilecek en önemli mesaj şu; biz bu ülkede yaşıyoruz. Bu ülkede taşıma suyla değirmen dönmez. Bu ülkenin topraklarında yerli ürün tasarlamamız, yerli ürün üretmemiz lazım. Tersten baktığınız zaman gelişen bütün ülkeler evet, global teknolojileri kullanmıştır, ama sonunda bunları kendilerine adapte etmişlerdir. Kendileri bir kısmını kendi ülkelerinde üretmişlerdir, tasarlamışlardır. Çünkü artık yeni petrol teknolojidir ve öyle de güzel ki, teknolojiyi, o petrolü çıkarmak için toprağı kazmanız da gerekmiyor. Sadece pırıl pırıl beyinlere ihtiyacınız var. O pırıl pırıl beyinler de Türkiye’de var. O zaman neden Türkiye’den yepyeni teknolojiler çıkmasın? Çıkar. Devletimiz destekliyor. Biraz özel firmaların bu sektörde, en azından ben kendi sektörüm için konuşuyorum, telekom sektöründeki firmaların yöneticileri her damla kanlarını yerli teknoloji çıkarmak için, yerli üretim yapmak için harcamaları lazım. Her şeyi devletten bekleyemeyiz. Devlet bence yapacağı her şeyi yaptı. Bizim de yöneticiler olarak, profesyoneller olarak canla başla bu konuda çalışmamız lazım. “-mış gibi” ile de olmuyor.
